Neyin yararlı neyin zararlı oldugunu kestirme dönemlerini geçtiğimi sanırken her sanmanın anlamaya baslamanın ilk asaması oldugunu okudugumda irkilmiştim, adı sanı bilinmeyen bir İspanyol romanı çevirisinde. Romanlardan hazetmedigimi bildigim halde o değişik havasına alıvermişti beni kahraman.Sevdiği kızın pek yakında oldugunu bilmesine ragmen derebeyine olan borçlarını ödemek için çalışan aynı zamanda etrafındakilere de sevdiği kızı kabullendirmeye mecbur olan bir orta sınıf insanıydı bu adam. Burjuvalara has bir sanat anlayışı ve duygusallıgı da ekleyivermişti yazarımız bu sıradan gözüken orta sınıf kahramanımıza.Nedenini bilemesem de ondan pek çok şey buldum kendimde. Hep öyle değil mi zaten yaptıgımız, kendimize söyleyemediklerimizi görünce bir yerde duyunca sessizce okur okumaz yapıştırıvermezmiyiz yaftamızı içtenlikle kendimize. Olana değilde önümüzde var olana öykünüvermezmiyiz bir biçimde . Şarkılarda anlattıgımız aşklarımız o kadar boldur ki … Sadece iklimimize has bir özellik degildir elbet insanlık için bile genellenebilecek bir seviyede baş gösteren o karşı konulamaz kalıba girme istegimiz . İşte tam diyeceğimi demiş burada yazar sarkıcı sanatcı ressam şair vs… ile baslayan cümleleri o kadar sık duyarız ki ya da o kadar cok söyleriz ki kendimize. Bazen ne yaparsak yapalım hiçbişiye benzemediğini gördüğümüzde hislerimizin o zaman neler yaparız acaba ? Ben öyle bir yerdeyim şimdi ,seni sevmenin hiçbişeye benzemediğini anlamanın ülkesinde. Bir roman kahramanı kadar güçlü değilim ,onun kadar şanslıda olamayabilirim belki ama tarifsizlikleri yaşıyorum ve yaşatıyorum içimde . İnsanın kendinle olanı kadar zoru yok diyerek boşuna söylememişlerdi ve ben defalarca kendimden bahsetmeyi kesmemiştim bu nedenle. Gayet açık ve net idi kendini bilen yaratıcısını bilecekti şifreler bizdeydi ve çözmek elbette zahmet gerektirecekti. Bahislerden bahise atlayıp konuyu tasavvufi manaya yakın bir çerçevede ele alışım beni ürkütmüyor değil; hani o çok özendiğim ve öykündüğüm öteler var ya… Hani hiç gitmesekte bizim oldugunu bildigimiz köyler misali öyle bir his işte. Hak etmesek te kokusunu duymak bişilerin ve pervasızca dilenmek sahibine. Nefsini bilenin Rabbini bileceğinin sırrıyla düşünce alemine dalarken okuyanlara naçizane önerimide unutmayayım düşünün sizden daha iyi tanıyabilecek olan var mı sizi ve siz/biz neyden ibaretsiniz(iz) sahi? Ya da başka deyişle hayat patlamış mısır eşliğinde film izlemekle mi daha yaşanır bir yer olacaktır yoksa neden yaratılmışımın yanıtını aramakla mı ? Sevgilerimle Hakan aka fethiparisa.
01 Haziran 2008 Pazar
31 Mayıs 2008 Cumartesi
TEK HECE AŞK ...
Posted by
fethiparisa
at
5/31/2008 06:31:00 PM
0
comments
Links to this post
Labels: ALINTI, Cemal Safi, SEVGİLİYE, şiir
11 Mayıs 2008 Pazar
Anneciğime
Annecim ben minikken sen de pek büyük değildin
Çoğu kere oyunlarda benimle birlikteydin
Çarpışan arabaları paylaşamayışımızdaydı zevkimiz
Ve neden sonra yine sarılışımdaydı ahengimiz.
Uyanırdım sen uyuyamazken arada
Sırtımı sıvazlar uyuturdun ya zorla
Ağladığını görürdüm biraz az yesem
Süzülürdün beni üzgün görsen .
Yıllar geçti nelerimiz değişti
Kimi zaman uzun yollar araya girdi
Pek özledim,göremedim de
Anladım,sensin ilk aşkım ömrüme
Yalnız kaldım ağladım
En sonunda yine sana sarıldım
Her hüznümün başı sensin sonu sen
Sen ne ömür şeysin ey güzel annem!
Şanslıyım arkadaşımsın,dostumsun,sırdaşım
Sertliğin pek nadirdir,her an yanımdasın
Kıymet bilemem, ödeyemem yine de
Senelerce sırtımda gezdirsem de
Genç yaşında sarmış vücudunu hastalık
Ne üzülürüm buna yapamam bir kolaylık
Anlamaya çalışmaktır tek elimden geleni
Ne olur Canım ANNECİM bırakma bizleri
Anlatmaya çalışmak nafile
Analardır çeken çileyi sessizce
Ben çok kırdımsa da o hep unuttu
Yüreğinin en güzel yeriyle avuttu
Ey güzel annem hala uzaktasın
Hasretindeyim her an göz yaşımdasın
İstenmeden ayrılınca pek zor yasın
Dinecek elbet, saracağım seni
Güzel günlerimiz pek yakın.
Annesinin yanında olanlar bilin kıymetini
Gençlik heyecanıyla asiliğe vermeyin günleri
Uzaktaki evlattan sözlerdir bunlar
Samimiyim: Annedir en son kalan
Posted by
fethiparisa
at
5/11/2008 04:54:00 PM
4
comments
Links to this post
07 Mayıs 2008 Çarşamba
Meltem,Yaprak ve SEN
I. Anlık
Mayıs ayına pek de uymayan puslu,
Hakikaten kızıla çalan bir akşam üstüyü selamlıyor zaman ...
Saati olmadığı halde kararan hava.
Üzerimde bir sensizlik havası diyeceğim sıra
Senin yönünden gelen bir meltem odamı dolduruyor,süzülerek penceremden içeri
Seninle iletişirken bunların olması ironik geliyor zihnime
Ansızın toparlanıp yazmaya koyuluyorum
Anın farkındalığını yakalıyorum kulağından
Fısıldıyorum seslice,susarak haykırışlarımı çok duydun
Bu kere seslice fısıldıyorum;
Hasret,özlem ve kederin nasıl beslediğini sevmeleri.
II.
Karın doyurmuyorsa da sevgi ruhumuzu doyuruyor yalan mı ?
Her yerde sahtesi kimlik değiştirip gezerken sevdanın
Bulduğunda öykünmek olay mı ?
Tok gezenlere sözüm
Ruhunuzun gıdası ne alay mı ?
Üstadın bir şiiriyle noktalıyorum bu okununca oluşan farkındalık evrenini. ![]()
Sevgi ve muhabbetlerimle.
ŞİİRİSTAN
Bir yer var orada ikimiz için
Orada, bildiğin gibi şiiristanda.
Evler Yunus'un evleri,
Yollar Emrah'ın yolları
ve Hayyam'dan birer rubai gemiler limanda..
Deniz bildiğin gibi Orhan Veli'den kalma,
Mevsimse Yahya Kemâl'in sonbaharı.
Nedim'dir seyreylediğin bir elde mey, bir elde gül.
Çeşmeler Karacaoğlan'ın,
Dağlar Köroğlu'nun dağları..
Tarancı'nın kuşları havada dönen,
Kadınlar Haşim'in kadınları görüyor musun ?
Yeter bir nabız gibi vurduğun bende,
Bana bir şiir ver güzelliğinden,
Bütün şiirler senin olsun..
Şiiristan sultanı, devletlu gönlüm emreylesin yeter ki,
Güzelliğinden nice ülkeler kurulur.
Yoksan, gece ve ölüm,
Varsan, el sürdüğün her şey şiir,
Ayak bastığın her yer şiiristan olur...
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Posted by
fethiparisa
at
5/07/2008 05:26:00 PM
0
comments
Links to this post
Labels: anlayana ithafen, Beyazım'a, şiir
06 Mayıs 2008 Salı
İçerimdeki yerler ve Senli konuşmalar
Korkma desem sana sesizce diyorum
Anlamadan, neden ? desen
Bende soru sorma desem
Gözlerini devirsen sonra ve sonra
Dayanamasam,anlatsam;
İddialı laflar edeceğim diyerek uyarsam
yada
Az sonraki içerikten haberdar etsem seni *:
" Seni anlayamayacağın kadar seveceğim
Bir gün sezersen korkma
Hiç beklemediğin anlarda hissedeceksin
Ani olursa korkma !
Hep sevmek isterdim delicesine ,ölesiye
Deli diye düşünüp öleceğimden korkma !
Sonra yağmurlar yağacak aşkıma ,ıslanacağım
Sırılsıklam olursam korkma !
Ve günlerden bir gün sesleneceğim sana
Anladın mı benı diyerek
Korkmuyorum dediğin an anlayacağım .
Ve anlaşıldığını anlamanın keyfiyetiyle
Daha da sevecek,hep seni sevip duracağım.
Neden bu kadar sevdin diye soranlara ?
Sevdim deyip susacağım... "
Desem, söylesem
ve en son sanat gibi sussam sana.
* Eğitim psikolojisinde hedeflerden ve içerikten haberdar etme bir güdüleme yöntemidir
NOT:Yine uzunca bir aralık bıraktım, yazılanma sürecimi alemle paylaşım durumuna ama boş durmadım karaladım pek çokca, onlarda pek yakında...
Sevgilerimle Hakan aka fethiparisa.
Posted by
fethiparisa
at
5/06/2008 02:08:00 AM
2
comments
Links to this post
Labels: anlasılmak, aradan sonrakiler, Beyazım'a, Uzunca yoldan gelen yazılar, şiir
16 Nisan 2008 Çarşamba
Sanrılarım,melankoli,tutunamamak ve biz
Evet daha başlıktan saçmalarımın ucu gözüktüğüne göre atış serbest şekilde kaleme alınagelen bir yazı olacağının farkındasınızdır ha değilseniz şimdi olmuşsunuzdur ısrarla anlamadım diyeniniz varsa zaten yazıyı okusa da olur okumasa da ... ![]()
Dengesiz girizgahtan sonra aklıma takılan onca konudan hayatın anlamından , yaşamak nedir vs den daha kelli felli olmasada birini açayım diyorum .
İki insanın öznellikleri birbirleri oldukları zaman yani biz olmaya karar verdikleri zaman erimeli mi ya da başka deyişle sen ve ben olmadan biz olabilir mi ?
"Biz" i oluşturan öğeler ortadan kalktığında ortada biz kalır mı?
Buradan hareketle demem odur ki her manada ortaklıkla yürütülen ilişkilerin tadı gerçekten birbirini ilk tanıdıgın zamandaki o meraklı anlamaya çalışır halli, gizemine hayran kalınan ilişki ile aynı mı ?Şunu sorgulamıyorum elbette bazı şeylerin büyüsü zamanla azalırken alışkanlığın tutkusu artacaktır.Ancak insan denen meçhulün tüm gizlerini açmaması gerekmez mi ?
Eskiden beri hep derdim kendi kendime oğlum hakan öyle bir yanın olmalı ki kimse bilmemeli ve kimse böyle bir yanın varlığından da haberdar edilmemeli bir gün düşersen o yanın seni ebediyen götürebilmeli.Yani kimse herşeyin olamamalı sende kimsenin herşeyi olmamalısın.
Acaba diyorum hata mı etmişim yoksa hazırlıklı davranıp yaşama kazık yemekten feragat mı etmişim.
İnsanın kendisini en güvendiği konularda sorgulaması kadar zor bir durumda yok hani!
Tüm bunları anla
ttıktan sonra şöyle bir çelişki düşüveriyor karmakarışık ve hüzünlü usuma acaba diyorum bunları söyleyen ben ile ger sen leyla isen ben kimim diyen ben aynı ben değilmiyim içimdeki kişilik çatışmalarının gerçekliğine kapılıp öyle uzun uzun dalıyorum şimdi gecenin zifiri karanlığına, sonra monitörün gözümü rahatsız eden ışığı anlatıyor şimdilik gerçeğimi; evet farklı fikirler, farklı bünyelerin farklı iklimlerin tesiri altında kalmamın geçici hezeyenları bunlar.
Hani uzun zaman önce söylediğim ne büsbütün şarktan sayabilmek kendini ne de modernitenin sonu gelmez ucubelerinden biri olabilmek arada kalmışlıkla ilgili yani ...
Tutunamamak böyle bişi be hakan diyorum kendime ve kendimin ışığında kendini bu potanın bir yerlerinde eridiğini hissedenlere .
Ancak içimdeki bu bulantıyı seviyorumve bazen övünüyorum kendimle açık yüreklilikle içimdeki barışık çelişikligimle yine de buradayım diye ...
Durduğu yeri bilmeyen gideceği yeri bilmez sözüne güvenerek seviniyorum ve yerini bilmeyenlere üzülüyorum .
Ama yazıyı yazmama vesile olan soruya dönecek olursak Aşkın gözü kördür derler ya diyesim geliyor sonra rastladığım şu roman ismine hayıflanıyorum "Aşkında gözünü çıkardılar" ve düşünüyorum ne Anasının gözleri var :)
Susuyorum şimdi düşünüyorum ve sevdiğime olan sanrılarımla hüznümü aynı kefeye koyup yıldızları seyrediyorum .
Yazıyı okuduktan sonra kesinlikle sevdiğiniz biri varsa düşünün siz biz olmuşmusunuz ilk zamanlarınızı özlüyormusunuz ?
Herşeye rağmen Aşk diye bişi var arkadaş diyen ve biz olabilen herkese gelsin
Dipnot: Şarkı gönderir gibi sesleniş yapmaya başladım bir djlik havası seziyorum kendimde çok tehlikeli bi durum çok arabesk bir haldeyim anlasılan.
Saygılarımla fethiparisa
Posted by
fethiparisa
at
4/16/2008 02:31:00 AM
5
comments
Links to this post
Labels: anlasılmak, gecelik, hafakan
13 Nisan 2008 Pazar
Bırak da sözlerim yüreğine değsin
Dinlediğin herşeyde rastlamak ona ne ince ne naif duydu değil mi şimdi fazla söz söylememek zamanları nasılsa zaman yaşatacak en tatlı cümlelerin sunduğu aşkı...
Geçen her gün kömürler atarken sevdama zaman dostumdur aşkımdan yana.Birikmiş sevda yangınlarımın külleri yalnızca ellerime dolanan hadi yalnızlığım şimdi sen de onlarla oyalan.
Yalnızlığım mı o da aşık sana kıskanmıyor artık kimseyi...
Sen
İçerde uyuyorsun mışıl mışıl,
Zamanın ağırlığı omzunda.
Bir kalp daha atıyor içinde, minik minik.
Kar yağıyor usul usul,
Beyazlar öpüyor sokakları dudağından,
Bir şarkı söylüyor kendini, yavaş yavaş...
Sen karşıma çıkan en güzel şeysin,
Bırak da sözlerim yüreğine değsin.
Yarın sensizlikle gelecekse,
Varsın ömrüm bugün bitsin.
İçimde büyüyorsun deniz deniz,
Maviler kesiyor kendini boğazından,
Bir kız büyüyor kulesinde, dalga dalga.
Sen karşıma çıkan en güzel şeysin,
Bırak da sözlerim yüreğine değsin.
Yarın sensizlikle gelecekse,
Varsın ömrüm bugün bitsin.
Beyazların içindeki sımsıcak sevgiliye...
Posted by
fethiparisa
at
4/13/2008 04:19:00 AM
0
comments
Links to this post
Labels: Beyazım'a
11 Nisan 2008 Cuma
Sen bilemezsin ama bil işte !
Sen kente adım atmaya gör neler yürür peşin sıra, sen göremezsin belki ama görünenin ardına düşenler bilir ve anlarlar kıymetini...
Sen bilemezsin belki yerini ama bilenler bilir sen bir yürüsen istanbulda ardın sıra martılar kalkacak yürümeye ve seyre dalacak gibi gelir insanlar bana neden mi böyle sınırsız hesapsız görünürsün bana, anlasana...
Hani bir çilek hani bir parşömen parçası bile anlıyorsa sevdalanmaktan kainatın kurucusu da koymuşsa kalp denilen latifeyi vücuda geriye ne kalır ki sevmekten başka ...
Neyi anlatsam sana çıkıyorsa benim suçum değildir yazılanlar, okuyana dert anlatmak değildir meramım yalnızca ve yalnızca yeni anladığımı sunmaktır, bildirmektir senden yana aşktan yana heyacanımı umarsızca ...
N
eden sınırsız gibi, hesapsız gibi herşey biliyorsun değilmi sevgili, anlıyorsun değil mi gözünü kör eden şeyin ne olduğunu insanın, yaptıramayacağını insana yaptıranın Aşk oldugunu tartışmıştım çokça zamandır aşk da neymiş diyenlere inat. Modern zamanlar ne kadar hoyratsa gerçek aşklar da o denli uzaktı moderniteden ama vardı işte buradaydı, yok diyenler yakalayamayanlar ya da korkaklardı...
Kimseyi suçlar da kendimi aklar değilim ama sevdamın kıymetini geç bilebildim, olsun yine de hazmedebildim.Bütün aşklar büyüktür ancak görmeden yeşereni hasretle yoğrulup özlemle kavrulanı en yakıcı olanıymış bunu iyi belledim ve öğrendim ...
Demiş idim bir zamanlar saçının telini sunmasan bana ne değişir diye değişmiyor hiçbirşey ,gelişiyormuş aksine, özlenen saçın teli değil sevgilinin gül cemali imiş hatta onu bulamazsak hayaliyle yetinmek hayalen seyre dalmak imiş ..
Divan şiirinden fırlayıp gelen cümlelerim var sana ama o çağda değiliz,ferhatça şirince bağırasım var aslında ya önemli olan bağırmadan da sesini nazikçe duyurabilmekmiş..
Şimdi biliyorum okuyorsun ya ve biliyorum duyuyorsun ya dahasına ne hacet varsın kimse beni anlamasın sen biliyorsun ya bulunamaz bundan büyük nimet ...
Posted by
fethiparisa
at
4/11/2008 02:16:00 PM
1 comments
Links to this post
Labels: AFYON, anlayana ithafen, hasret, istanbul, sesleniş, sıla


