07 Mart 2008 Cuma

Manasız bunalımlar eteğimde…

Ağlamak için gidiyordum. Etimin parçalanışını görmek için gidiyordum. Ruhsal hayatımla alay etmek için, bildiğim herşeyle mücadele etmek için dönüyordum. Ne kadar dayanabileceğimi, ne kadar duyarsız olduğumu anlamak için gidiyordum, sokaklarında tesadüfen babamı görebileceğim yere ve görürsem iki çift alay… O kadar istedim ki gerçek bir duyguyu içimde hissetmeyi! Eğer pişmanlık hissedersem devamı da gelir, diyordum kendime. Sevmeyi bile öğrenebilirim yeniden, diyordum. Yeniden bir insan olabilirdim. Ama şimdi anlıyorum ki benim için artık çok geç. Ne bir pişmanlık duyuyorum, ne de gözpınarlarım ıslanıyor. Hiçbir şey hissetmiyorum. Hiçbir şey... Belki de en büyük şiddet buydu: "durmak". İnsan kaçarken başkasının, dururken kendi kanında boğulur. İnsanın kendine biçtiği cezadan daha acı dolu olanı yoktur. İnsanın kendine verdiği cezaların ilki, işlediği suçtur... "Ve artık insanlar bir karar vermeli. Ya cenazelerde ağlamayacak ölülerine , ya da üzerine basmayacak, sevdiklerinin cesetlerinin beslediği toprağın!" ... "insanlar..."dedim fısıldayarak."taşırlar insanları. kundaktayken, tabuttayken. hep taşıyacak birileri olur. bazıları dostluktan, bazıları cepteki paradan, bazıları da içinde bulundukları sistem bir gün onlara da taşınma sırasının geleceğini söylediği için, taşırlar insanı...

Ve hayatlar ben böyle söylerken sıralanan hayatlar da çoğalıyordu okunacağımda ne olacaktı

Yazınca değişilemiyorsa okunulunca hiç azalamayacaktım ama olsundu hepsine ,

Aynen küçükken ki düşlerimizin olmasını istediğimiz gibi olsunlar …

Olsun mu olsun…

1 comments:

banadair_berrin dedi ki...

insan herkesi affedebiliyor da bir kendini edemiyor..

yazıyı çok beğendim..